Trabzonspor Neden Bu Kadar Yalnız

  • Kar tanelerinin toprakla buluşmak için pek bir acelesi yok.Usul usul gökten serpilen kar tanelerini fark edebilmek için ise alt sokağın başındaki sokak lambasından yayılan izbe ışığın dışında bir alternatif yok.
     
    Çam ağaçlarının iğneleri elmastan kılıç misali göğe uzanmış;bana ise ışıkları kapatıp,perdeleri sonuna kadar açıp,kedi misali peteğin yanına kıvrılıp bu güzel manzaranın tadını çıkarmak kalmış…
     
     
    Boğaza nazır gettomda soğuk bir kış akşamı yukarıda tasvir etmeye çalıştığım romantik ortamda bana biçilen rolü büyük bir zevkle yerine getirirken üst kattan gelen televizyon sesleri birkaç dakikalığına uzaklaşmaya çalıştığım sıradan hayatın gerçeklerini hatırlatmaya kararlı gözüküyor.
     
    Ben de bu ısrarlı çağrıya kayıtsız kalamıyor ve -biraz da gayr-i ihtiyari-elimdeki kalemi bırakıp televizyon kumandasına yöneliyorum.Televizyonu açar açmaz aklıma bu akşam Fenerbahçe Ülker in oynayacağı Top 16'nın ilk maçı geliyor.
    Maçı yayınlayan kanalı açıp Fenerbahçe Ülker'in önde olduğunu görünce biraz heyecanlanıp biraz da mesut hissettikten sonra aklıma bu sene Trabzonspor Şampiyonlar Ligi'nde mücadele ederken Trabzonspor'un rakiplerini destekleyen Fenerbahçeliler geliyor,önce irkiliyor sonra düşünmeye başlıyorum;"Trabzonspor neden bu kadar yalnız?"
     
    Profesyonel futbol liglerinde toplam 8,profesyonel basketbol liginde bir ve hentbol süper liginde 1 takımı bulunan,boksta dünya şampiyonu çıkaran,atıcılık ve karatede genç şampiyonlar yetiştiren bu küçük ve (ekonomik anlamda) fakir şehrin azmi her Türkün göğsünü kabartması gerekirken neden bitmek bilmeyen bir hasede ve kısmen örtülü bir kine maruz kalıyor?
    Bu tür cevabı insanda önce kızgınlığa sonra da orta şiddette bir hüzne yol açan sorular beynimi kemirirken belki biraz içim açılır diye bakışlarımı beyaza bürünmüş bahçeye ve devam eden karın her geçen saniye fantastik bir masal öğesine benzettiği alt sokağa bakıyorum.Bu kadar güzel yağan kara bu kadar güzel bir semtte şahit olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.Akabinde semtin güzelliğiyle ters orantılı bir hayat kalitesine sahip olan semt sakinleri geliyor aklıma ve geçen sene Trabzonspor şampiyonluğa oynarken verdikleri tepkileri…
     
    Semt sakinlerinin tepkilerinin konumuzla ne alakası var demeyin? Çünkü başlıktaki sorumuz;yazımızın konusu bu tepkilerde saklı.Gerçi bu tepkiyi sadece semtin sakinlerine hasretmek pek de doğru olmaz; zira geçen sene okula verilen aralardan fırsat bulup da İstanbul'da her soluk alışımda görüşme fırsatı bulduğum GS, BJK,FB taraftarı olan  hemen hemen herkes benzer tepkiler vermiş;ligin sonu yaklaştıkça gizlenmesi daha da zorlaşan,garip bir hınç dolu kelimeler ve mimiklerle Trabzonspor'un asla şampiyon olamayacağını ,Fenerbahçeli futbolcuların yeteneklerinin ve özverilerinin yetersiz kaldığı yerlerde devreye Fenerbahçeli yöneticilerin gireceğini,dolayısıyla hevesimizin kursağımızda kalacağını söyleyip durmuşlardı.
     
    Sözlerinin tahminden çok temenni içerdiği aşikardı.Söz ve davranışlarına sirayet eden hıncın muhatabı Trabzonspor gibi gözükse de bu hıncın çok daha derin ve büyük muhatapları vardı.Malumunuz olduğu üzere İstanbul dışarıdan her ne kadar ihtişamlı gözüken bir şehir olsa da içinde bu şehrin kaotik hayat tarzına tutunamayan milyonlarca insanın hazin hikayesini barındırıyor.Bu trajik hikayelerin sebebi kimi zaman hikayenin kahramanları olurken kimi zaman içinde bulundukları hayat şartları da olabiliyor.Ama hikayenin kahramanlarının kaybetmişlik duygusu hiç değişmiyor.Ki bu sebepten olsa gerek bu tip insanlar etraflarında iddialı gördükleri kişi,kurum,olgu vs. hepsinden nefret ediyorlar.Çünkü bu etraflarında iddialı gördükleri her şey onlara kendi ezilmişliklerini hatırlatıyor.Kendilerini ezilmişliğe iten sistemin rantçılarıyla yüzleşecek yürekleri olmayınca da hedef Trabzonspor gibi fakir edebiyatının arkasına sığınmadan boyundan büyük kavgalara savunan kurumlar/olgular oluyor.

    Türk futbolundan aldıkları ile kazandırdıkları arasında uçurum olan İstanbul takımlarını hayatında bir kez olsun amatör de olsa lisanslı olarak maça çıkmayan insanların ateşli bir şekilde desteklemeleri ancak ve ancak yukarıda yazdığım tespitler ışığında bir anlam ifade ediyor.Ve bu anlam zaten kapalı ve soğuk havaların hüküm sürdüğü bu günlerde insanın içini daha bir kararttırıyor.Ben de bu sebepten ötürü "anlayana sivri sinek saz,anlamayana davul zurna az" tadındaki yazılarımdan bir tanesini daha burada nihayetlendiriyorum.
     
    Daha güzel ve güneşli günlerde görüşmek dileğiyle;
    Hoşçakalın…
     
    Not:Yazıda bahsi geçen basketbol karşılaşmasını Fenerbahçe kaybetmiştir.

Yorumlar

0 yorum