Rakamlar Yalan Söylemiyorsa...
-
Gönderen
YÜCEL AKYOL 09 Şubat -
Kategori
Spor
-
78 izlenme
2011 yılına damga vuran ve halen domino taşı misali ülkeden ülkeye yayılan Arap Baharları,Katil Esad'ın kendi halkına reva gördüğü zulüm,artık gün içinde bile değişmeye başlayan mevsimler, yer küreyi beşiğe çeviren depremler,yaptıkları bilimsel araştırmaları iki ay önce bir toplantıda "İçinde bulunduğumuz hayat rüya içinde rüya" özeti ile dünya kamuoyuna deklare eden bilim adamları ve fikirleri gibi yazmasam çıldıracağım diyebileceğim onlarca konu var aslında. Bilginin verdiği ağırlığı taşımakta zorlanan bedenim ve bilgi kirliliğinden bulanmak üzere olan zihnim ise doğru ve yanlışın daha net olduğu konular hakkında yazmam konusunda ısrarcı.Zira şu sıralar enerjim daha fazlasına müsade etmiyor. Ben de içinde barındırdığı farklı kültürler ve etnik kimliklerle zihni açık insanlara küresel meselelerin girift görünen çözümlerine dair ciddi ipuçları verebilecek kapasiteye sahip ama bunun farkında olmayan yalnız ve güzel ülkemin 3 Temmuz'dan beri sosyal hayatını en çok meşgul eden "şike" operasyonuna ayıracağım bu yazımı.Çünkü;bu meselede suç işleyen ve mağdur edilen kesimler polisteki kamera kayıtları ve tapelerle sabit ve net.Olayın "suçlu ve güçlü" tarafına hak ettiği cezayı verebilecek bir babayiğit çıkmadı daha;o ayrı… Ben bu yazıda olayın suçlu ama mağrur tarafının gerekli cezayı engelleyebilmek için başvurduğu baş argümanı hakkında birkaç rakamsal veri yardımıyla görüşümü belirteceğim. Bernard Shaw'ın ünlü "Üç türlü yalan vardır;yalan,kuyruklu yalan ve istatistik" sözünün haklılığına inandığım için sosyal meseleler hakkında fikrimi beyan ederken genelde rakamlara başvurmam.Hele hele bu mesele kitleleri peşinden sürükleyen "futbol" ise. Zira insanların kitlesel olarak ilgilendiği her konuya toplum sosyolojisi ve psikolojisi müdahil olur,çünkü kitleleri rakamlar değil psikolojileri yönlendirir. Biz de şimdi şike meselesinin toplumun sosyal adalet algısında açacağı kapanmaz yaraları,futbolu zevk almak veya sağlıklı nesiller yetiştirmek amacıyla bir fırsat olarak gördüğü için takip eden ve bu yüzden zamanını ve parasını harcayan insanların yerini artık,ezikliklerini büyük takım taraftarlığını kendine kimlik yapıp gizlemeye çalışan insanların alacağı gerçeğini,bunun sonucunda endüstri haline gelen futbolun pastasından pay alabilmek için futbolun "f" sinden anlamayan ve zevk almayan karanlık tiplerin futbolu yönlendiren en önemli makamları işgal edeceği,başarı için her pisliği,her yolu mubah göreceğini filan bir kenara bırakalım.Ki bunlar bugüne kadar çokça yaşandı zaten.Bizim derdimiz bir daha yaşanmaması konusunda;3 Temmuz'da başlayan süreç bunun için bir fırsat zira. Ama değerlendirilmesi zor bir fırsat. Bütün dünyada "fakir halkın oyunu"diye nam salmış bir oyunu kendisine ve oğluna lüks gören milyonlarca insan var çünkü bu ülkede. Onlar açısından futbolu kimin yönettiği, saha içinde neler döndüğü önemli değil,onlar bir yandan Küçük Emrah'ı dinlemeye bir yandan da İstanbul takımlarını desteklemeye devam etsinler.Biz eğer Fenerbahçe düşerse Türk futbolu biter, kulüpler parasız kalır safsatasına rakamlarla cevap verelim.
2010 yılındaki yayın ihalesinde Digitürk 4 yıllığına 1.6 milyar dolar ödeyeceğini taahhüt etmişti.(Bu rakamı Türk takımlarının/futbolunun hak edip etmediği tartışmaya açık bir konudur.Avrupa'da saman alevi misali parlayan başarıları dışında sefilleri oynayan sözüm ona büyüklerin bu üstün(!) performansı gerçek futbol severleri futboldan soğuturken yayıncı kuruluşun verdiği para,sureti aslından çirkin insanların iştahını kabartmaktadır.)2007'de Türkiye'dekine benzer bir "şike soruşturması" yaşayan İtalya'da ise 2 yıl için yapılan anlaşmalarda 2010 yılında kulüplere 1.8 milyon Euro garantisi verilmiştir ve bu rakamla İtalya ligi İngiltere'den sonra yayın gelirleri liginde 2. sırayı almıştır.Bu rakam şike soruşturması öncesi ödenen yıllık 700 Milyon Euro'nun üstünde bir rakamdır ve bu da şike soruşturması sonucunda takım gözetilmeksizin verilen cezaların yayın gelirlerini olumlu manada etkilediğini gösterir. Ayrıca İtalya'da şike soruşturmasından önce 2006-2007'de 18 bin civarlarında olan ortalama seyirci sayısı soruşturmadan sonra yaratılan "Temiz Futbol" algısı sayesinde 2010'da 25.273'e kadar yükselmiştir.Bazı büyüklerin canını yakma pahasına kanunların uygulanmasının ülke futboluna yaptığı katkı burada da karşımıza çıkmaktadır. Peki bu sürecin Juventus kulübüne etkisi nasıl oldu? Kısaca cevap vermek gerekirse; "olumlu". Rakamlarla cevap vermemiz gerekirse 2006-2007'de 186.686 olan toplam gelirler 2010'da 240.166'ya kadar yükselmiştir.Bu rakamlar da gerçek Fenerbahçe taraftarlarına söz konusu süreç içerisinde takınacağı tavır hakkında çok şey anlatmaktadır. Gereken noktalara dikkat çekip,doğruluğuna inandığımız fikirleri rakamlarla da destekledikten sonra bir futbol bilgesi Şenol Güneş'in bir sözü ile yazıyı nihayetlendirmenin uygun olacağını düşünüyorum : "Adalet zengin bir hazinedir,günü gelince herkese lazım olur."
Yorumlar